Geceler gündüzle kucaklaşır Tan ağarmadan Bulutlar sarar yeşil örtünü. Burada geceler uzundur Haz dolu sokaklarından Şarap ve alkol taşar Kulaklarında müzik sesleri Bir maskeli balo gibi Sahte suratlar dolu dört bir yanın. Oysaki sana Bir çizgi boyunca uzanan Engin masmavi ufuklarına dalmak Sabahları Bulutlar ağır ağır kalkarken üstünden Bir kahve Seni izlemek ve başlamak güne Derin bir nefes Çam ağaçlarının kokusu. Güneş hâlâ ısıtmıyorken seni Tatlı soğuk ayazın Kızıla boyar yanaklarımı. Sen Cennetten bir köşe misalisin. Yasaklı meyve ağaçları dolu Dört bir yanın Üstünde yaşayanlar Koparmışlar herbirini Kurumuş ağaçların Solmuş renklerin. Her bir karışın ezilmiş, sömürülmüş Uçuşur üstünde akbabalar. Neyse ki sen cennet gibisin Herkes seni arzular Eninde sonunda Sana çıkar herkesin yolu.
Şimdi düşünün. Önünüzde uzun bir yol var. Her yer düz. Hava aydınlanmaya başlıyor. Önünüzde güneş yavaş yavaş yükseliyor. Tan vakti. Güneş yükseldikçe gölgeniz arkanızda belirmeye başlıyor. Nereye gideceğinizi bilmeden ilerliyorsunuz. İşte hayat başladı. Siz ne yapacağınızı bilmeden önünüzdeki yolda düşe kalka ilerliyorsunuz. Hayatınız sizin peşinizde. Gölgeniz peşinizde yavaş yavaş büyüyor. Sonra kısalmaya başlıyor. Hava biraz ısınıyor. Siz hayatınızda ufak seçimler yapmaya başlıyorsunuz. Hayatı anlamaya çalışıyorsunuz. Güneş zirveye yaklaşıyor. Gölgeniz size yaklaşıyor iyice. Güneş zirvede. Artık gölgeniz içinizde. Sıcak kavuruyor sizi. İlerliyorsunuz. Önünüze bir yol ayrımı geliyor. Hayatın size sunduğu bir seçim var. Bir tarafta engebeli ve toprak yol ama sonunda bir ışık var güneşten daha parlak. Diğer yol düz ve bir yerde gölge ama ucunda bir karanlık var geceden daha siyah. Bir seçim yapmak zorundasın. Bir tarafta zor bir yol fakat sonu aydınlık. Diğer tar...