Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Üşüyorum

  Odamdayım, hava karanlık, elimde ince belli bardakta çayım... Pencere açık, seni düşünüyorum. Hava rüzgarlı, durmadan esiyor. Eskimiş ve uzun zamandır yağlanmayan penceremden gacırtı sesleri geliyor. Rüzgar estikçe üşüyorum. Üstüne bir yudum çay içiyorum. Çay ısıtınca içimi rüzgarın hiçbir hükmü kalmıyor. Buda bana seni hatırlatıyor. Sende benim yanımdayken içim ısınıyor. En çetin fırtınalar bile bana yaz rüzgarları gibi geliyor. Ama sen gidince dünya gibi oluyorum. Güneşi olmayan bir dünya... Yörüngesi şaşmış her an solup giden bir dünya... Şuan bardağın dibindeki son yudumu içtim. Artık içimi ısıtacak bir yudum çayım bile kalmadı. Yokluğun yetmezmiş gibi çayımda bitti. Üşüyorum. Pencereyi kapatsam üşümem belki. ama kalbimdeki yaralar ne olacak? Onların üstünü nasıl kapatacağım. Hayat boyu böyle hep yarım mı kalacağım,tabi sensiz yaşamaya hayat denirse, . Şimdi ne mi olacak? Çayım gibi bende biteceğim. Ruhsuz bedenler listesine kendimi ekleyeceğim. Ve bekleyeceğim. Bu ömrün sonu...

Gözler

Gözler hep mi böyle güzeller Hayır seninkiler özeller Sanki karanlık bir gecede Bir yıldız gibi dünyayı süzerler 

Gözler-2

Gözlerin sanki geceden kopmuş İçinde yıldızlar barındırıyor Sana olan sevdam ne kadar çokmuş Beni hayatımdan arındırıyor

Sensiz Olmaz

Şu gökyüzünde bir bulut olsam dolaşsam, tependen hiç ayrılmasam rüzgar olsam saçında dalgalansam ama senden hiç ayrılmasam yıldız olsam geceleri beklesem kar olsam yollarına serilsem kışın solup ilkbaharda dirilsem ama senden hiç ayrılmasam yıldız olsam bulut olsam ay olsam toprak olsam çiçek olsam bal olsam mecnun olsam aksak olsam lal olsam yinede senden hiç ayrılmasam

Şehir I

Bir şehir İçinde grimsi Sarımtrak binalar Çoğu yerleri lekelerle bezenmiş. Sokakları ise boştur Bazenleri arabalar geçer Sessizce Rahatsızlık vermeden. Bazenleri bir tramvay gıcırtısı Veyahut bağıran bir simitçi Hatta şanslıysanız Çingene çocukların küfürleri Çalınıverir kulaklarınıza. Öyle ki bu şehir Gözlerinin feri sönmüş Şakakları hafiften ağarmış Görüp de geçirmiş Bir koca çınar gibidir. Sohbetten pek hazzetmez. Derdi tasası Bir ekmek parası. Mesaisi erkendir Güneş tepelerin ardından sırıtmadan Yola koyulmuştur çoktan Başıboş sokaklar İlk onunla selamlaşır sabahları Besmele çekip de Açar ekmek teknesini. Bereketli ya da bereketsiz Hızlı veya yavaş Usulca kaybolurken güneş Kepenkler de yavaşça kapanır Yola düşer koca çınar Sokaklara gecenin karanlığı değmeden. Yemekler yenip Bir de çaylar içilse Bir ağırlık çöker üzerine O ulu çınar Uyuyakalır kanepenin üzerinde. 2020

Aranıyor

Öyle insanlar olmalı ki hayatınızda; gözleriniz sürekli onu aramalı. Kalbiniz her çırpınışında onun heyecanıyla atmalı. Aklınızın bir köşesinde yer etmeli; her hayalinizde yanınızda olmalı. Çoğu şeyden çok insanlar lazım bizlere. Bizi canı gönülden sevip samimi davranan insanlar. Seven ve sevilen insanlar. Harbiden bu insanları bulmak ne kadar zordur ki? Bugün çarpıştığın ama özür dilemediğin genç, yarın kahveni yudumlarken hor gördüğün garson; belki de sürekli alay ettiğin o masum çocuk. Gönlünde yer ediverir birden. Gönül bu, delidir; ne yapacağı bilinmez, sürekli sevecek gönüller arar da durur. Mecnun misali güzel insanlar aranıyor. Ama nedense bir türlü bulunamıyor. 2019

Garipler

Bizler hüzne mahkumuz Nice ağaçlar denizler bile Soğuk birer mahpus gelir bize. Yuvasından doğan güneş Yeni bir günden çok, Türlü dertler barındırır içinde. Ve durgun deniz Karınları aç martılar Gökyüzünde ağlaşıp dururlar. Bizler ise o küçücük vapurda Ceviz kabukları gibi sallanıp dururuz. Ellerimizde cigara hiç eksik olmaz. Dumanında hayat buluruz. Ya da "hof" deyip de Dertlerimizden kurtulduk sanırız. 2019

Parazit

Mazi kıvrıla kıvrıla sürünen bir yılana benzer. Her ne kadar unutmaya çalışsan da; tatlı anılarda hüzünlenip, acı hatıralarda öfkelensen de; elbet bir zaman karşında belirir. Senin hatırında bile olmayanlar, birden kanına zerkedilen bir zehir oluverir. Bu zehir öyle hızlıca karışmaz, sinsice boş bir anı bekler. Ve umulmadık bir anda ağır ağır kana kendini zerkeder. Unuttuğunu sandığın, ama aslında zihninin en derin köşelerine sakladığın bu zehir, bedenin de ayrılmaz bir parçasıdır. Yıllarca zihninin derinliklerinde beslenir ama muhakkak bir gün damarlarında akmaya başlar. Mazi senin bir parçandır. Sen ne kadar unutmaya çabalasan da, karşısına dikilip onunla yüzleşsen de, o hiçbir zaman değişmez. Gerçekleri vücudunda beslemeye devam eder. 2018

Yeşil Oda

Masada fütursuzca çalışan çocuklar Loş bir ışık, vızıldayan sinekler Suratlarda eksik birer tebessüm  Neden geçmez bu saatler? 2018

Meram

Şehir zifiri karanlık. Çam ağaçlarının gölgeleri Canavar gibi sırnaşıyor pencerede. Sokaklarda birkaç kedi Belki de birkaç köpek Dövüşüp vuruşuyorlar birbirleriyle. Az ilerde yaşlı bir adam Buruşuk çehresi Pörsümüş ceketiyle Yere bir izmarit daha Birer birer fırlatıyor dertlerini. Kulaklarımda bir gürültü Burnumda kesif bir koku Yanımdan bir çöp kamyonu geçiyor Yorgun mütebessim suratlar Önce hafifçe süzüyor beni Sonra gecenin karanlığına Uzaklara dalıp gidiyor. 2018

Empati

Beni seni sevdiğim gibi sev Gözlerime bakınca İnce bir tebessüm yayılsın dudaklarında. Beni seni sevdiğim gibi sev Aklının bir köşesinde Gizli saklı yerlerde sakla beni. Asla unutma, çıkarma Kalbinin soğuk mezralarına kilitle İliklerim donana kadar kalayım seninle. Beni seni sevdiğim gibi sev Ya gerçekten sev beni Ya da at kalbinin mapushanelerine. 2018

Biz Olsak

Şimdi beraber dolaşsak kumsallarda Biz bize yansak güneşin altında Kulağımızı uzaklara yaslayıp Dalsak tatlı mı tatlı hülyalara. Şu tepeleri beraber aşsak seninle Beraber yansa tabanlarımız Bir çift papatya koparsak kırlardan Dövüşsek gaddar devedikenleriyle. Beraber yürüsek sakin sokaklarda Ufak çıtırtılardan korkup da Sarılsak acı ayazda birbirimize Yarsak karanlığı aşkımızla. Birer kahve alsak da elimize Otursak pencerenin köşesine İzlesek düşen kar tanelerini O eşsiz sessizliği dinlesek. Sen olsan da; biz olsak keşke. Sol yanımda sen, sağ yanında ben olsam Ya da hiç değilse Sen, olsan gece vakti . 2017

Sil Baştan

Kalmadı cepte hiç para Gönlüm zaten hep yara Huzurum da kaçtı ama Sarıldım yeşil ağaçlara Ellerim donmuş soğuktan Güneş doğmuyor ufuktan Kimseler geçmiyor sokaktan Başlamak gereken baştan. 2017

Kayıp

Arıyorum kapkara gözlerini Rengarenk kokulu kırlarda. Sinsice sırıtıyor papatyalar Bulutlar da bir garip yukarılarda. Yemyeşil çayırlarda yoksun Gözlerin yok mis kokulu bayırlarda. Nerede o dalga dalga saçların? Rıhtımlarda bile yok kokusu. Hazırken kayıklar açılmaya Canlanır birden masmavi su. Ne derinlerdesin ne de sığ köşelerde Bulamıyorum seni engin maviliklerde. Yoksun, bulamadım hiçbir yerde seni. Ne tenha sokaklarda gördüm gözlerini Ne de sıcak kumlarda hissettim saçlarını. Ama buldum; buldum ben seni Meğer olmuşsun kalbimin tek sakini . 2017

Kayıp

Ruhum doğdu kızıl güneşlerle, Aradı sevgiyi kör gözüyle. Buldu seni kalbinin güzelliğiyle. Sevdi seni sonbahar eşliğinde. Kaybetti seni karanlık bir heceyle Ve kayboldu kendi benliğimde... Benliğim uyandı sonbaharla. Aradı ruhumu mavi umutlarla Bulamadı, kırık parçalarıyla Kaybetti sonbaharın yapraklarıyla Ve kayboldu bir mısranın arasında.... Kuşlardan duydum: "Ruhum saçına bir tel olmuş Benliğim ise sensizlikten sarhoş olmuş." Şair kalktı kuşların sesiyle. Gitti ve dedi ki Menekşeler Sultanı'na: "Ey ! Güller yanındayken bir hiç olan sevgili Ya ruhumu ver sensiz bedenime Ya da benliğimi de al saçının teline." Menekşeler Sultanı kalktı ilkbahar güneşiyle: " Güller bile yâr olamaz bana Güzelliğimden solup giderler Sen acep ne söylenirsin ? " Ne ruh kaldı, ne de şair Hepsi bir çift söz ile Yandı... Bitti...

Güzelliğin Hükümdarı

Sabah oldu. Gün ağardı. Herkes uyandı. Evin ilk kalkanı büyük hanım oldu her zamanki gibi. Yüzünü yıkadı ve bana bakarak “Bugün ne kadar güzelim, dedi” ve makyaj yapmaya başladı. Haklıydı çok güzel ve narindi fakat içi bir çöplük gibiydi. Berbat, iğrenç ve kötülük dolu. Karşıma geçtiğinde gözüne bakmamaya çalışırdım o çöplüğü görmemek için lakin öyle bir şansım yok. Sonra evin beyi kalktı. Yüzünü yıkadı. Yılların yorgunluğu ve hayatın kederi ile bakıyordu sonra gözleri parladı ve aklına hala güzel bir karısının olduğu aklına geldi ve onun yüz güzelliğine olan aşkını hatırladı. Adam hiç karısının gözlerine bakıp içinden geçenleri duymamıştı. Ben ise aslında kocası için değil de sevgilisi için süslendiğini ve kocasının ölüp mirasın kendisine kalması için dua ettiğini biliyordum. Dilim olsa idi o adama sadece şunu söylerdim” İnsanın iç güzelliğine daha önemlidir.”   Bak biri daha kalktı. Evin en sakin olanı. Yüzünü yıkadı ve pencereden baktı.” Ne kadar güzel bir gün, çinko rengi bulut...