Odamdayım, hava karanlık, elimde ince belli bardakta çayım... Pencere açık, seni düşünüyorum. Hava rüzgarlı, durmadan esiyor. Eskimiş ve uzun zamandır yağlanmayan penceremden gacırtı sesleri geliyor. Rüzgar estikçe üşüyorum. Üstüne bir yudum çay içiyorum. Çay ısıtınca içimi rüzgarın hiçbir hükmü kalmıyor. Buda bana seni hatırlatıyor. Sende benim yanımdayken içim ısınıyor. En çetin fırtınalar bile bana yaz rüzgarları gibi geliyor. Ama sen gidince dünya gibi oluyorum. Güneşi olmayan bir dünya... Yörüngesi şaşmış her an solup giden bir dünya... Şuan bardağın dibindeki son yudumu içtim. Artık içimi ısıtacak bir yudum çayım bile kalmadı. Yokluğun yetmezmiş gibi çayımda bitti. Üşüyorum. Pencereyi kapatsam üşümem belki. ama kalbimdeki yaralar ne olacak? Onların üstünü nasıl kapatacağım. Hayat boyu böyle hep yarım mı kalacağım,tabi sensiz yaşamaya hayat denirse, . Şimdi ne mi olacak? Çayım gibi bende biteceğim. Ruhsuz bedenler listesine kendimi ekleyeceğim. Ve bekleyeceğim. Bu ömrün sonu...
Ebediyen sürecek edebiyattan bir parça ince düşünen şairler topluluğu. Keyifli ve mutlu okumalar...