Sonra evin beyi kalktı. Yüzünü yıkadı. Yılların yorgunluğu ve hayatın kederi ile bakıyordu sonra gözleri parladı ve aklına hala güzel bir karısının olduğu aklına geldi ve onun yüz güzelliğine olan aşkını hatırladı. Adam hiç karısının gözlerine bakıp içinden geçenleri duymamıştı. Ben ise aslında kocası için değil de sevgilisi için süslendiğini ve kocasının ölüp mirasın kendisine kalması için dua ettiğini biliyordum. Dilim olsa idi o adama sadece şunu söylerdim” İnsanın iç güzelliğine daha önemlidir.”
Bak biri daha kalktı. Evin en sakin olanı. Yüzünü yıkadı ve pencereden baktı.” Ne kadar güzel bir gün, çinko rengi bulutlar yağmuru getirecek.” dedi. O yağmuru severdi. Ben ise beni kirlettiği için sevmezdim. Bana baktı ve saçını düzeltmeye başladı. Ben ise onun gözlerine bakıyordum. Gül bahçelerine görmek için. Sonra bir burukluk hissettim. Kendini çirkin olarak gördüğünü fark ettim. Tamam çok güzel bir kız değildi lakin gözlerindeki ışık dış güzelliğini unutturabilirdi. Her zaman o ışığı görmeye çalışıyorum fakat büyük hanımın onu temizlik yapmaktan rahat bırakmadığı için bu pek mümkün olmuyordu.
Evet. Gözleri parlayan evin son sakini, oğlu kalktı. Yüzünü, saçını taradı. Ben onun içindeki aşk ateşine bakarken o kendine “Neden biraz daha yakışıklı değilim, diye sordu.” Aslında yakışıklı ve içi güzel birisiydi. O ise her zaman kendinin çirkin olarak görüyordu. Aşkın ateşinden öyle yanmıştı ki ondan başka bir şeyin güzel olacağına inanmıyordu. Aslında onun da bir hatası vardı. Hayatı babasının yaptığı gibi dış görünüşüne aldanmak idi. Oysa onun gözlerine baksa her şeyden vazgeçebileceği kişinin bir çöplükten ibaret olduğunu anlar ve vazgeçerdi.
Herkes bin bir düşünce ile kahvaltıya geçti. Kahvaltı yapıldı. Evin beyi işe, oğlu okula, hanımı ise sevgilisine gitmek için çıktılar. Evin kızı ise yağmuru beklemeye ve evi toplamaya devam etti.
Umarım bir gün insanlar birbirlerini gözlerinde ki güzellikten severler.
İmza:
Her gün kendini gördüğün garip dünya: AYNA
Yorumlar
Yorum Gönder