Ana içeriğe atla

Güzelliğin Hükümdarı


Sabah oldu. Gün ağardı. Herkes uyandı. Evin ilk kalkanı büyük hanım oldu her zamanki gibi. Yüzünü yıkadı ve bana bakarak “Bugün ne kadar güzelim, dedi” ve makyaj yapmaya başladı. Haklıydı çok güzel ve narindi fakat içi bir çöplük gibiydi. Berbat, iğrenç ve kötülük dolu. Karşıma geçtiğinde gözüne bakmamaya çalışırdım o çöplüğü görmemek için lakin öyle bir şansım yok.
Sonra evin beyi kalktı. Yüzünü yıkadı. Yılların yorgunluğu ve hayatın kederi ile bakıyordu sonra gözleri parladı ve aklına hala güzel bir karısının olduğu aklına geldi ve onun yüz güzelliğine olan aşkını hatırladı. Adam hiç karısının gözlerine bakıp içinden geçenleri duymamıştı. Ben ise aslında kocası için değil de sevgilisi için süslendiğini ve kocasının ölüp mirasın kendisine kalması için dua ettiğini biliyordum. Dilim olsa idi o adama sadece şunu söylerdim” İnsanın iç güzelliğine daha önemlidir.”
  Bak biri daha kalktı. Evin en sakin olanı. Yüzünü yıkadı ve pencereden baktı.” Ne kadar güzel bir gün, çinko rengi bulutlar yağmuru getirecek.” dedi. O yağmuru severdi. Ben ise beni kirlettiği için sevmezdim. Bana baktı ve saçını düzeltmeye başladı. Ben ise onun gözlerine bakıyordum. Gül bahçelerine görmek için. Sonra bir burukluk hissettim. Kendini çirkin olarak gördüğünü fark ettim. Tamam çok güzel bir kız değildi lakin gözlerindeki ışık dış güzelliğini unutturabilirdi. Her zaman o ışığı görmeye çalışıyorum fakat büyük hanımın onu temizlik yapmaktan rahat bırakmadığı için bu pek mümkün olmuyordu.
  Evet. Gözleri parlayan evin son sakini, oğlu kalktı. Yüzünü, saçını taradı. Ben onun içindeki aşk ateşine bakarken o kendine “Neden biraz daha yakışıklı değilim, diye sordu.” Aslında yakışıklı ve içi güzel birisiydi. O ise her zaman kendinin çirkin olarak görüyordu. Aşkın ateşinden öyle yanmıştı ki ondan başka bir şeyin güzel olacağına inanmıyordu. Aslında onun da bir hatası vardı. Hayatı babasının yaptığı gibi dış görünüşüne aldanmak idi. Oysa onun gözlerine baksa her şeyden vazgeçebileceği kişinin bir çöplükten ibaret olduğunu anlar ve vazgeçerdi.
  Herkes bin bir düşünce ile kahvaltıya geçti. Kahvaltı yapıldı. Evin beyi işe, oğlu okula, hanımı ise sevgilisine gitmek için çıktılar. Evin kızı ise yağmuru beklemeye ve evi toplamaya devam etti.
             Umarım bir gün insanlar birbirlerini gözlerinde ki güzellikten severler.

İmza:
Her gün kendini gördüğün garip dünya: AYNA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şehir II

Geceler gündüzle kucaklaşır Tan ağarmadan Bulutlar sarar yeşil örtünü. Burada geceler uzundur Haz dolu sokaklarından Şarap ve alkol taşar Kulaklarında müzik sesleri  Bir maskeli balo gibi Sahte suratlar dolu dört bir yanın. Oysaki sana Bir çizgi boyunca uzanan  Engin masmavi ufuklarına dalmak Sabahları Bulutlar ağır ağır kalkarken üstünden Bir kahve Seni izlemek ve başlamak güne  Derin bir nefes Çam ağaçlarının kokusu. Güneş hâlâ ısıtmıyorken seni Tatlı soğuk ayazın  Kızıla boyar yanaklarımı. Sen Cennetten bir köşe misalisin. Yasaklı meyve ağaçları dolu  Dört bir yanın Üstünde yaşayanlar  Koparmışlar herbirini Kurumuş ağaçların Solmuş renklerin. Her bir karışın ezilmiş, sömürülmüş Uçuşur üstünde akbabalar. Neyse ki sen cennet gibisin Herkes seni arzular Eninde sonunda Sana çıkar herkesin yolu.

Gözler-2

Gözlerin sanki geceden kopmuş İçinde yıldızlar barındırıyor Sana olan sevdam ne kadar çokmuş Beni hayatımdan arındırıyor

Şehir I

Bir şehir İçinde grimsi Sarımtrak binalar Çoğu yerleri lekelerle bezenmiş. Sokakları ise boştur Bazenleri arabalar geçer Sessizce Rahatsızlık vermeden. Bazenleri bir tramvay gıcırtısı Veyahut bağıran bir simitçi Hatta şanslıysanız Çingene çocukların küfürleri Çalınıverir kulaklarınıza. Öyle ki bu şehir Gözlerinin feri sönmüş Şakakları hafiften ağarmış Görüp de geçirmiş Bir koca çınar gibidir. Sohbetten pek hazzetmez. Derdi tasası Bir ekmek parası. Mesaisi erkendir Güneş tepelerin ardından sırıtmadan Yola koyulmuştur çoktan Başıboş sokaklar İlk onunla selamlaşır sabahları Besmele çekip de Açar ekmek teknesini. Bereketli ya da bereketsiz Hızlı veya yavaş Usulca kaybolurken güneş Kepenkler de yavaşça kapanır Yola düşer koca çınar Sokaklara gecenin karanlığı değmeden. Yemekler yenip Bir de çaylar içilse Bir ağırlık çöker üzerine O ulu çınar Uyuyakalır kanepenin üzerinde. 2020